Hayattan zımbırtılar!

Hayattan zımbırtılar!

Blog gibi blog :)

İnternet Reklamları

28/5/2008

   Efendim bildiğiniz gibi internette dolaşırken sağda solda zırt pıt karşımıza çıkan reklamlar var.Yok bilmem şunu vur yok bunu döv , şu kadar yumurta at , bu kadar çat küt pat...Hepimiz mutlaka görmüş ve biraz da denemişizdir.Ama şimdi size bahsedeceğim iki reklam , reklamı yapan şahsiyetin uyuklama halinde neyin ne olduğunu ayırt edemeyecek bir durumdayken yapmış olduğunu düşünüyorum.Yani sonuçta bir reklam yapcaksınız ve o reklamı günde kaç bin kişi görecek insan biraz dikkat etmeli diye düşünüyorum.Neyse konumuza dönelim birincisi bu:
Free Image Hosting at www.ImageShack.us

QuickPost

   İtin! Şınav itilerek mi çekiliyordu? Diye bir düşünceye dalmaktan kendimi alamasamda kısa bir süre sonra tabiki hayır diye kendime geliyorum.Peki burada neden itin yazıyordu?Galiba o yazıyı oraya yazan kişi o sırada kendinde değilmiş diyesi geliyor insanın.Ama şunu bilinki şınav itilerek çekilmez!
   Bir ikincisine gelince o da bu türden hatta yazıyı yazanın aynı kişi olduğu yüksek ihtimal diyorum.
Free Image Hosting at www.ImageShack.us

QuickPost

    Bu bana dahada ilginç geldi.Barfiks ne zamandan beri mekik oldu anlayamadım.Böyle bir kanun , yasa , kural bişey mi çıktı dedim.Bilgisayarımdan geri fırladım.Aman Allah'ım demek ki bundan önce hep mekik çekiyorum diye kendimi kandırmışım dedim.Yani bir insan bu kadar gelişigüzel , baştansavma iş yapar mı?Yılların barfiksi mekik mi olmuştu?Bunu yazan sonradan eserine bakıp "insanları kandırıyorum nihahaha" diye bir kahkaha atıp keyif sigarası mı tüttürmek için yazmıştı bunu? Düşündürücü doğrusu.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Okul Defteri

27/5/2008

   "Okul" duyulduğunda kulağa hoş gelebilecek bir kelime.Bu "okul" kelimesi içinde acı , tatlı , ilginç , komik...vs herşey yaşanabilir.Okul , çocukken gitmeyi çok istediğim, ablamın okula giderken arkasından koşarak annemin beni yolda yakalayıp tekrar eve götürmesiyle gitmeyi çok istediğim bir yerdi.Okula gitmeyi çok istiyordum(her çocuk gibi).
   Daha sonra ilkokula başladım.İlk gün sırama oturduğumda bağırarak koştuğum , gitmeyi çok istediğim yere gelmiş olmanın sevinciyle , heyecanıyla , şaşkınlığıyla , merakıyla etrafıma bakıyordum.Ağlayanlar , annesinin kolundan tutup bırakmayanlar...Haliyle bende korkmuştum acaba burda çocuklara kötü bişeyler mi yapacaklar diye.Ağlamak istesemde ağlayamıyordum.Elimde kurşun kalemimle öylece kalakalmıştım.Neler olduğunu anlayamıyordum.Derken öğretmenimiz konuşmaya başlamıştı.Konuşması devam ettikçe ağlayan bazı çocuklar susup burunlarını çeke çeke sanki her an yine ağlayacakmış gibi durarak öğretmene bakıyorlardı.Bense bazen dinliyor bazen de kalemimle , silgimle , kalemtraşımla oyalanıyordum.Bütün gün bir şey yapmadan birbirimizle tanışmaya başlamıştık.
   Böylece bir gün geçmiş babam beni okuldan almaya gelmişti.Eve gittiğimde "her gün böyle mi geçecek acaba?" Diye düşünmeye başladım."Bu şekilde konuşarak , oturarak mı duracaktık bütün gün?"Ama günler geçtikçe alıştık , birbirimizle kaynaştık.Artık teneffüslerde birbirimizle konuşuyorduk.Öğretmenimizede alışmıştık , artık onu dinliyor , harfleri öğrenmeye çalışıyorduk.Ama sabah erken kalkmak , benim okuldan soğumam için tam o zamandan bir zemin oluşturmuştu.Hiç sevmiyordum erken kalkmayı(hala sevmiyorum).Ama yinede kalkmak zorunda olduğumu biliyordum.Harfleri , sayıları , heceleyerek okumayı öğrenmiştim.Artık çarşıya pazara gittiğimizde levhaları okumakla meşguldüm.Bir yere gittiğimizde ordaki gazete , dergi ne varsa büyük yazılarını okumaya çalışırdım.Küçük yazılar beni iterdi.
   Artık herşeye alışmıştık.Okuyorduk , yazıyorduk , sayıyorduk(tabi henüz bunları tam yapamayanlar vardı).Teneffüslerde hemen bir grup oluşturup saklambaç , kutu kutu pense , yakan top gibi oyunlar oynamaya başlıyorduk.Birbirimizi daha fazla tanıyorduk artık.
   Öğretmenimiz bize elinden gelen herşeyi yaptığını biliyordum.İlkokul öğretmeni sabırlı olmalıdır zaten.Çünkü bir sürü oyun oynarken kolundan tutulup okula getirilmiş çocuk! harflerle , sayılarla alakası olmayan , daha yaşını bile doğru dürüst bilmeyen , dişleri dökülmeye başlamış , laftan sözden anlamayan , ağlayan , zırlayan küçük küçük çocuklar.Bunlarla iletişim kurmak , bunlara laf söz dinletmek öyle kolay bir iş olmadığını düşünüyorum.Bu yüzden ilkokul öğretmenleri sabırlı olmalıdır.Ve olduklarını da düşünüyorum.Benim öğretmenim öyleydi.Uzun boylu , 40 lı yaşlarda , tecrübeli , sabırlı , tatlı dilli ve sayamayacağım onlarca özellik...
   Senenin sonlarına doğru artık herkes daha bir uyum içindeydi.Yaramazlık yapan öğrenciler(genelde hepsi ama mutlaka yaramazlığı daha fazla yapan birileri vardır), öğretmenini , arkadaşlarını daha iyi tanıdığından yaramazlık çalışmalarına hız vererek ön plana çıkmıştır ve öğretmeni tarafından defalarca uyarılmıştır.Ama ne fayda 7-8 yaşlarında küçük bir canavara laf dinletmek ne mümkün.Öğretmen uyardığında yere bakıp , en ufak bir açıkta tekrar yaramazlık peşinde çaba harcayan çocuklar laf mı dinler?
   Bana gelirsek ; Ben yaramazdım.Ama bir o kadarda meraklıydım okumaya.Okula başlamadan önce adımı yazmayı öğrenmiştim.Ablam öğretmişti.Sağ olsun yardım etti.Ve bana kalemi yanlış tutmayı öğreterek şimdi bile kalem tutuş tekniğimin o şekilde kalmasını sağlamıştı:) Ha diyeceksiniz ki neden iyice alışmadan düzeltmedin?Yerinde bir soru fakat o tutuş bana daha kolay ve güzel gelmişti.Öğretmenim yanıma gelirken normal tutar , o gittiğinde tekrar değiştirirdim.Neyse konu dağılmadan toparlamaya çalışayım.Ben yaramazdım.Öğretmenimin gözlerinin içine baka baka yaramazlığımı yapardım.Bir yaramazlık yapmayı aklıma koyduysam onu öğretmen yanımda olsa bile yapardım.Ama yaptığım bu yaramazlıklar arkadaşlarıma zarar vermeyeceğim bir şekilde olurdu(yinede birkaç kere vermiş olabilirim:) onlardan özür diliyorum).
   Bu şekilde zaman zaman yaramazlık zaman zaman uykusuzluk zaman zaman çalışarak senenin sonuna gelmiştik ve bu şekilde ilkokul dönemimin ilk yılını bitirmiştim.
   Karnemse hepsi pekiyiydi :D

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bilgisayar!

26/5/2008

Merhaba!
Birazdan okuyacaklarınız blogumda yazdığım ilk yazıya aittir.:)
İlk yazıma yumuşak bir inişle geçmek istiyorum.
   Düşünüyorumda oda büyüklüğünde bilgisayar,sadece dört işlem hesap yapabilen bilgisayar kulağa sanki bir değişik,masal,saçma,gerçekle alakası olmayan bir şeymiş gibi geliyor.Parmaklarımızın ucundaki klavyeden herşeye yön verebildiğimiz bir kutu kadar makineye hükmedişimiz bana çok şaşırtıcı geliyor.Sanki bu ilk bilgisayarlardan günümüze kadar geçen süreçteki yavaş yavaş gelişen bilgisayarlar yokmuş,biz sanki elimizin altında süpersonik bilgisayarlarla doğmuşuz gibi geliyor biz insanoğluna.Ama bu ilk bilgisayar ve günümüz bilgisayarı arasında büyük bir süre var ama biz bunu bilmeyerek parçalarcasına saldırıyoruz tuşlara.Ha bilmesek n'olur?Tabiki bişey olacağından değil ama bana bu süre ve gelişme o kadarda küçümsenecek bir şey değilmiş gibi geliyor.Bilgisayarlarımız belki dünyanın en iyi makinelerinden değil ama kötü olmadığını kimse inkar edemez.Aslında düşündüğümüzde hesap makinesinden Dünya'nın diğer ucunda ki bir insanla konuşmak,görmek,istediğimiz şeye istediğimiz zamanda parmaklarımızla ulaşabilmek...
   O devirde ki bir insana bu kocaman makinenin bilmem kaç yıl sonra küçülüp insanları başında sabahlatacak oyunlar,siteler,sohbetler...vb. şeylerle donatılacağını söyleseler herhalde o insanı linç ederlerdi(fazla mı abarttım?).Ama şimdi bize geçmişteki bu makineler komik geliyor.
   Zaten hayallerimizde günümüz teknolojisiyle doğru orantılı olarak gelişiyor.Teknoloji, hayallerimizin yolunu kesiyor, önüne çalı çırpı koyuyor.İnsanlığın daha keşfedememiş bir makineyi düşünmeyi bile günümüz teknolojisine takılarak kurabiliyoruz.
   Neyse ilk yazımdan sizi sıkmak istemiyorum.Hoşçakalın.


Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı